top of page

Ali Rıza Kanaç

Ali Rıza Kanaç, 1989'da Konya/Ereğli’de doğmuştur. İlköğretim ve Lise öğrenimini Konya’da tamamlamıştır. 2007-2009 yılları arasında Ressam İbrahim Rızayev atölyesinde çalışmıştır. 2009 yılında Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim bölümüne girmiştir

 

2011-2012 eğitim döneminde İtalya, Accademia Albertina Delle Belle Arti Di Torino, Prof. Claudio Pieroni atölyesinde bir yıl burslu eğitim almıştır. 2012 yılında ilk kişisel sergisini İtalya-Torino Amantes Gallery’de açmıştır.

 

2013 yılında Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünden mezun olmuştur. 2018 yılında Prof. Dr. Hüseyin Elmas danışmanlığında “Resimde Manipülasyon Bağlamında Mekân ve Figür” konulu tez ile yüksek lisans, 2021 yılında ise Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Resim Anabilim dalı, Resim dalında doktora eğitimini “Çağdaş Türk Resim Sanatında Melezleşmenin Plastiği” konulu tez ile tamamlamıştır. 2023 yılı itibariyle Karabük Üniversitesi Safranbolu Fethi Toker Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi’nde Öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.

Manifesto

Sanatçı, üretim pratiğini insanlık tarihinin en eski görsel anlatıları arasında yer alan mağara resimlerinden hareketle şekillendirir. Ona göre bu resimler, insanın doğayla kurduğu ilişkinin yalnızca betimleyici değil, aynı zamanda düşünsel ve simgesel bir dil geliştirdiğinin en güçlü göstergeleridir. Özellikle bizon figürü, tarih öncesi yaşamın bir parçası olmanın ötesinde; yaşamı, gücü, ritüeli ve kolektif belleği temsil eden zamansız bir arketip olarak çalışmalarının merkezinde yer alır. Sanatçı için bu imgeler, geçmişe ait arkeolojik kalıntılar değil, insanlığın ortak bilinçaltında varlığını sürdüren evrensel görsel hafızanın parçalarıdır.

Çalışmaları, tarih öncesi anlatıları yeniden canlandırmayı amaçlamaz; aksine farklı zaman katmanlarını aynı resim yüzeyinde bir araya getirerek geçmiş ile bugünü ortak bir görsel zeminde buluşturur. Bizon figürü bu bağlamda insan ile doğa arasındaki kadim ilişkinin sürekliliğini temsil eden bir simgeye dönüşür. Resimlerde görülen aşınmış yüzeyler, kazınmış dokular ve üst üste inşa edilen yoğun boya katmanları, mağara duvarlarının doğal oluşum süreçlerine gönderme yaparken zamanın yüzey üzerinde bıraktığı izleri görünür kılar. Böylece resim yüzeyi yalnızca bir temsil alanı olmaktan çıkar; belleğin katman katman biriktiği arkeolojik bir mekân hâline gelir.

Sanatçının üretiminde önemli bir yer tutan bir diğer unsur ise Anadolu'nun halı ve kilim geleneğinden beslenen motiflerdir. Bu motifler dekoratif öğeler olarak değil, kuşaklar boyunca aktarılan kültürel belleğin görsel kodları olarak ele alınır. Dokuma kültürünün taşıdığı sembolik dil, tarih öncesi mağara imgeleriyle birlikte yeniden okunarak farklı dönemlere ait hafıza katmanları arasında düşünsel bağlar kurar. Böylece ilkel sanat ile geleneksel Anadolu estetiği arasında biçimsel benzerliklerden ziyade ortak bir düşünce ve hafıza sürekliliği önerilir.

Üretim süreci yalnızca fiziksel resim yüzeyiyle sınırlı kalmaz. Tuval üzerinde oluşan boya katmanları, dokular ve rastlantısal yüzey etkileri dijital ortamda yeniden işlenir; parçalanır, çoğaltılır ve farklı kompozisyonlara dönüşür. Sanatçı için dijital müdahale, geleneksel resme alternatif bir üretim yöntemi değil, resmin kendi iç dinamiklerinden doğan ikinci bir üretim katmanıdır. Bu yaklaşım sayesinde tek bir yüzey, farklı üretim süreçleri aracılığıyla çoğalan ve kendi görsel belleğini yeniden üreten yaşayan bir yapıya dönüşür.

Sanatçının pratiği; geçmiş ile bugün, fiziksel yüzey ile dijital mekân, doğal oluşum ile kültürel üretim arasındaki sınırları yeniden düşünmeye davet eder. Resim, tarihsel bir olayı temsil eden durağan bir nesne olmaktan çıkarak zamanın, belleğin ve kültürel katmanların sürekli yeniden üretildiği dinamik bir alana dönüşür.

Sanatçının amacı, tarih öncesi imgeleri yeniden resmetmek ya da geleneksel motifleri yeniden üretmek değildir. Bunun yerine, insanlığın ortak hafızasında varlığını sürdüren görsel izleri çağdaş resim dili içerisinde yeniden ilişkilendirerek geçmişin günümüz görsel kültürüyle kurduğu sürekliliği görünür kılmayı hedefler. Her bir eser, geçmişten bugüne taşınan bir arkeolojik iz olduğu kadar, geleceğin kültürel belleğine bırakılmış yeni bir katman olarak okunmayı bekleyen yaşayan bir hafıza alanı niteliği taşır.

© Copyright, Gala Gallery, 2026. All rights reserved.

Firuzağa Mahallesi 

Çukurcuma Caddesi No:36/A

Beyoğlu İstanbul

Tel: + 90 541 722 07 96

  • Instagram
  • Facebook
bottom of page